Kendin olmak ne demek?

Sıradaki yazımın konusu : Barakamon. Manganın çıkış yılı 2009 ve Satsuki Yoshino tarafından çizilmiş. Animenin yayınlanış tarihi ise Ekim 2013 ve toplamda 12 bölümden oluşmakta ve tür olarak shounen/slice of life’a karşılık geliyor.

Hemen konusuna geçeyim. Ana karakter Handa Seishū, babası gibi profesyonel bir kaligraf ve yaşça da oldukça genç, karakter olarak da sabırsız ve burnu havada biri olarak çizilmiş. Katıldığı yarışmaların birinde büyük ödüle layık görülür ancak ünlü bir eleştirmen Handa’nın işine “ortalama”, “kitaplardan kopya” gibi olumsuz eleştirilerde bulununca Handa kendini tutamaz ve eleştirmene herkesin içinde okkalı bir yumruk atar.

Şööyle gelişine...
Şööyle gelişine…

Handa her ne kadar yumruk konusunda kendini haklı konumda görse de tabi ki bu hareketi kaligrafi camiasında son derece olumsuz karşılanır ve Handa’nın babası oğlunu, tabiri caizse, Allah’ın unuttuğu bir adaya gönderir sakinleşmesi için. Handa başta oldukça mutsuzdur; sonuçta Tokyo gibi büyük bir şehirde büyümüş biri için kendi banyosunu kendisinin ısıtması, kendi yemeğini yapması, istediği yere gidebilmek için araç bulamaması ve şivesini anlamadığı “kasabalı” insanların arasında yaşaması zor görünür. Evinde ulaştığında ilk tanıştığı insanlar, kasabanın yöneticisi ve çiftçinin torunu Naru isimli küçük bir kızdır. Handa, ne kadar “Yalnız kalmak ve kaligrafiye gömülmek istiyorum!” şeklinde elit elit kovalasa da evinden bu insanları, özellikle Naru gizlice evin içine sızmaya devam eder ve aslında arkadaşlıkları başlamış olur. Akşama doğru kasaba halkı Handa’ya eşyalarını yerleştirmesi için yardıma gelir ve sevgili şehirli kaligrafımız anlayacaktır ki buranın insanları oldukça yardımsever, sevgi dolu ve ilginç insanlardır ve alıştığının aksine insanlar kendisiyle iletişime geçer. Bu yolla da Handa karakter olarak gelişir ve değişir, kaligrafisi de değişmeye ve daha ‘kişisel’ bir yol almaya başlar.

Diğer ana karakter ise Handa’nın küçük arkadaşı Naru! Amanın, çocuktan nefret eden bir insan olmama rağmen nasıl bayıldım Naru’ya anlatamam!! Herhalde Naru gibi doğacağının garantisini verseler hemen gider çocuk yapardım. Naru’nun beni daha başlar başlamaz kendine çeken noktası karakter tasarımı ve mükemmel aksanı (adada yaşayan herkes Kansai diyalektiği -yani şivesi- ile konuşuyor). Bu arada belirtmeliyim ki sadece Naru değil, bütün çocuk ve genç karakterler ayrı ayrı harika ve hepsi yine çocuk ve genç insanlar tarafından seslendirilmiş ve seiyuu’ların hepsi kanımca gerçekten çok iyi iş çıkarmış. Önce şaşırdığım sonra da niye şaşırdığıma şaşırdığım bir nokta da çocukların gerçekten çocuk gibi olmasıydı. Yani tabi işin normali çocuğun çocuk gibi davranması ama animelerde gördüğümüz her çocuk adeta bir yetişkinden bozma. Hem hal tavır hem de konuşma biçimiyle birçok karakter göz dolduruyor Barakamon’da. Hele bir bölümde Naru, Kana alfabesindeki heceleri öğrenip kendini büyümüş gibi gördüğü ve “Dünya artık gözüme daha güzel görünüyor.” gibi laflar ettiği bir kısım var, canım sıkıldıkça açıp izliyorum! Yahu şunun büyüyüp gaza gelmiş haline bir bakın:

Tutmayın küçük Naru'yu!
Tutmayın küçük Naru’yu!

Naru’nun aile yaşamına dair herhangi birşey açıklanmıyor animede, tek bildiğimiz büyükbabası ile yaşadığı. Gerçi kasabadaki bütün insanlar birbirleriyle kocaman bir aileymiş gibi ilgileniyor ama yine de bu bilinmezlik sanki mutlu tablonun arkasında gözlerimizi yaşlandıracak bir gerçek saklıyormuş hissi yaratıyor (belki mangada bahsediliyordur, daha tamamını okumadım).

Özellikle bahsetmek istediğim bir karakter daha var: Tama. Kendisi ortaokul öğrencisi ve tam bir otaku! İleride manga çizeri olmak istiyor, hatta bir keresinde Handa’ya da çizdiklerini gösterip fikir belirtmesini istiyor. Bu genç kızımızın bir olayı daha var ki, vaktiyle bir akrabası kendisine koliyle manga hediye ettiğinde içinden bir adet yaoi çıkıyor ve Tama bunu okuduğunda kendi deyişiyle ‘hayatının travmasını’ yaşıyor. Gerçi sonra bağımlısı olsa ve iki erkek arasında gördüğü her sahneyi yaoi gibi algılasa da itiraf etmekten çekiniyor devamlı. Gerçekten çok sevimli. ^^

Animenin genel çerçevesi bu şekilde. Bence ‘olaysız’ bir hikayeyi böyle sıcak karakterlerle doldurarak oldukça ilgi çekici bir hale getirmiş çizer, izlerken hiç sıkıldığımı ya da “Neyse bu bölümü geçeyim de sadede geleyim. ” dediğimi hatırlamıyorum. Aksine komedisi oldukça yerinde ve bu insanların günlük hayatlarını bile merak ettirir şekilde ele alınmış. Handa’nın insan olarak gelişmesini ve duygusal olarak ‘yürüyen kalas’tan başkalarına özen gösteren, onları anlayan ve özür dileyip teşekkür edebilen birine dönüşmesini izlyebiliyoruz.

Yine de -en azından benim için- herşey toz pembe görünmüyor. Şu ‘şehirden gelen ve başlangıçta dışladığı ve aşağı gördüğü insanlardan hayatın anlamını öğrenen üstün insan’ konusu sadece klişe değil, aynı zamanda aşağılayıcı da. Şöyle bir örnek verebilirim belki; filmlerdeki bilge hep siyahidir ve karakterin varolma amacı sadece esas beyaz karakterin hayatını düzene sokması ve onu başarıya ulaştırmasıdır. Yani karakter kendisi için, bir insan olarak değil sadece ana karakter uğruna varolan ve misyonunu tamamladığında kurtulunabilecek bir yan karakterdir. Benzer bir durum burada da var. Kasaba halkı sanki sadece Handa olgunluğa ulaşabilsin, büyüsün diye var. En başta kendimi tutup “Sabredeyim, belki tam olarak öyle anlatmamışlardır.” demiştim ama katılacağı bir yarışma öncesi Handa Tokyo’ya geri çağrıldığında kimseye tek bir kelime etmeden geri dönmesi ve Naru sabah evine geldiğinde Handa’yı bulamadığındaki o yüz ifadesi beni hem üzmüş hem sinirlendirmişti açıkçası. Handa Tokyo’ya dönüp ilhamsal sıkıntılar yaşadığında yine kasabadaki arkadaşları onu arar ve büyük şehirde bulamadığı sıcaklığı göstererek her şeyi yoluna sokmuş olurlar. Belki de kendi üzerimden düşünüyor olabilirim şimdi, bilemedim, ama animede gördüğüm kadarıyla sanki o kadar insan sadece Handa ilham alabilsin diye varmış gibi bir hava yarattı bende. Lanet olsun içimdeki Naru sevgisine!

Sonuç olarak, her birini ayrı ayrı sevdiğim birçok tatlı karaktere, güzel görsellere ve sıcak bir hikayeye sahip Barakamon ve kesinlikle tavsiye ediyorum. Bir de güzel açılış şarkısı var ki Rashisa isimli, tadına doyum olmuyor.

Bütün ahali toplandık.
Bütün ahali toplandık.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s