Bize göre sevmeler hep rörörö.

Selamlar.

Bu yazıyı uzun süredir yazmak istiyordum, çünkü yaoi mangaları okurken beni hep rahatsız eden bir noktaydı. Tabi ki üşendim (okul da yoğun olunca yeniden bilgisayar başına oturmak zor geldi) ancak bu aralar Türkiye’de olanlar dolayısıyla taciz/tecavüz üzerine normalden de sık düşünür olunca biraz dökülesim geldi. Geçtiğimiz günlerde tecavüze uğrayıp öldürülen Özgecan’ı hepimiz biliyoruz. Ne yazık ki böyle ‘nazik’ konular konuşulmaz konuşulmaz ve bir spesifik olay üzerinden patlar. Niyetim kimseyi bir istatistiksel bilgi olarak görmek değil ancak ne kadar içim acısa az, kadına ve LGBTQ bireylerine uygulanan şiddet/taciz/tecavüz olayları o kadar sık yaşanıyor ve artık gazetelerin 3. sayfa haberi haline geliyor ki acımız körleşiyor (Bianet’in tuttuğu çetele). Bu yazıda biraz taciz ve tecavüzün ne olduğuna dair bir iki kelam edip daha sonra yaoi’lerde sıkça karşılaşılan “İstemiyorum ama nedense kalbim küt küt atıveriyor.” durumunu biraz eleştirmek istiyorum. Taciz/tecavüzün anlaşılmadan konuyu tartışamayacağımızı düşündüğümden giriş biraz “anime/mangadan alakasız” durabilir.

Taciz; kelime anlamıyla birini rahatsız/tedirgin etmek demek. Cinsel taciz ise bir başkasına rızası olmadan seksüel içerikli davranışlarda bulunmak. ‘Davranışlar’ diyorum çünkü taciz cinsel içerikli laf atmak, ellemek, zorla öpmek gibi eylemlerden işkence veya herhangi bir yolla zorla cinsel ilişkiye girmeye yani tecavüze kadar çeşitli biçimler alır. Uygulayan kişi kurbana karşı fiziksel gücünü, otoritesini, baskıyı kullanabilir ya da kurban rıza gösteremeyecek biri olabilir (kişinin bilinci yerinde olmayabilir ya da reşit olmayabilir). Söz konusu ister en konvansiyonel olan heteroseksüel ilişki olsun, ister aklınıza gelebilecek en ‘uç’ kombinasyon olsun (o da poliamori herhalde); en kritik nokta tartışmasız “karşılıklı rıza”dır bence. İki ya da daha fazla insanın arasında yaşanan şeylerden tarafların haberi varsa ve rıza gösteriyorlarsa gerisi kimsenin derdi olmamalıdır. Tabi ki bunu söylemesi güzel ancak karşımızda savaşmamız gereken birçok toplumsal kural var. Kurallar en ince ayrıntısına kadar belirli: Kadın nasıl olmalıdır, erkek nasıl olmalıdır, kim kimi sevebilir, ne şekilde sevebilir, sevgisini ne şekilde göstermelidir, ne zaman ve ne şekilde sevişmelidir … bunların hepsi çerçeveleri çizilerek düzenlenmiştir. Dolayısıyla bu kuralların dışında kalan kişi yargılanır, ‘kurallara uymadığına’ dair gerekçeler uydurulur ve dışlanır. Burada bakışımızı sorunun gerçek kaynağına yöneltmek gerektiğini düşünüyorum. Sorunun ne yazık ki (‘ne yazık ki’ diyorum çünkü hep inkar halindeyiz) kadınların giydikleriyle, kaçta sokağa çıktıklarıyla, geceyi kimle geçirdikleriyle vs. ilgisi yok. Bunun erkeklerle ilgisi var; erkek olma anlayışımızla, otorite kurabilmekle, başkasının hayatına müdahale edebilmeyi kendimize hak görmekle, aşırı yüceltilmeyle ama karşılığını bulamamayla ve çarpık cinsellik/cinsiyet/sevgi anlayışımızla. Birini sevmenin (arkadaşlık veya sevgililik açısından olsun) bize o insana istediğimiz gibi davranabilme/istediğimizi söyleyebilme hakkı tanıdığını düşünüyoruz. Sevgilimizi ‘sevdiğimizden’ kıskanıyoruz (sonra izlediğimiz pornodaki kadının kazağı onunkine benziyor diye kendisini bıçaklıyor ve tahrik indirimi alıyoruz), trans bireyleri ‘çevre temizlensin’ diye linç edip evlerinden ediyoruz. Yaoi’lerin de azımsanamayacak bir kısmında “Bunlar aslında hep seni sevdiğimden ha!” anlayışı yerleşik durumda.

"Sevdiğimden yaslanıyorum omzuna bebeyims."
“Sevdiğimden yaslanıyorum omzuna bebeyims.”  Manga: Saezuru Tori wa Habatakanai

Ben romantik hikaye okumayı çok seviyorum. İstediği kadar karakteri/hikayesi basmakalıp olsun shojo ve josei manga ya da anime gördüm mü dayanamam. Bu eleştirel bakmadığım anlamına gelmez ama eleştirel bakmam da hiç eğlenemeyeceğim demek değil kesinlikle. Ancak shojo mangalar beni belirli açılardan tam tatmin etmiyor. Zira 25 yaşında bir kadın olarak liselilerin “Aiy acaba bugün eve beraber gidebilir miydik? Tanrım lütfen önümüzdeki dönem aynı sınıfta olalım!” gibi dertlerini sempatiyle karşılasam da ben artık o çağda olmadığım için benim derdim olamıyor. Yaoi’nin güzelliği benim için burada: Karakterlerin yaş ortalaması genellikle 18 üzeri, birçoğu ya üniversite öğrencisi ya da akademisyen, doktor, aşçı, müzisyen gibi mesleklere sahip. Seks de romantik ilişkinin bir parçası olabiliyor, konvansiyonel olmayan ilişkilenme ve seks biçimleri de mangaya dahil edilebiliyor (3’lü ya da grup seks, kink, BDSM, poliamori-diğer adıyla çokaşklılık, seks arkadaşlığı ya da tek gecelik ilişkiler…). Bence eşcinsel bir ilişkiyi merkez almak, heteroseksüel bir çiftin kolay kolay kapılarını aralayamayabileceği bir dünyaya giriş yapabiliyor. Sadece, keşke daha fazla mangaka, yukarıda tartışmaya çalıştığım noktalar çerçevesinde hikaye ve karakter geliştirse diye düşünüyorum. Manganın heyecan içermesi için romantik ilişkinin iniş çıkışlara ihtiyacı olduğunu kabul ediyorum ancak bu iniş çıkışı ya da engeli neden taciz/tecavüz oluşturmak zorunda? Neden bir taraf devamlı ‘sevgisini’ diğer tarafın boğazından aşağı tıkmaya çalışırken diğer tarafın bir yandan karşı tarafı devamlı reddedip, elinden kurtulmaya çalışıp bir yandan da yanakları al al olurken “Allahım bana neler oluyor, içim kıpramaya başladı sanki….” diye düşünmesini aşkın en güzel formlarından biri diye okuyoruz? Bir insanın duyguları karışık olabilir, içindeki hisleri daha kabullenememiş olabilir, utangaç olabilir ya da canı sadece o an sevişmek istememiş bile olabilir ancak “Hayır, bunu istemiyorum.” cümlesi katiyetle sarf edildiğinde elleşmeye devam etmek, hele de bunu ‘çok sevmenin/aşkın’ bir ifadesi olarak izah etmek tecavüzün ta kendisi ve normalleşmesi.

"Raawwrr. Yirim..."
“Raawwrr. Yirim…” Manga: Ten Count

Yaoi’de sorun hiçbir zaman seksin varlığı ya da sevişme biçimi değil, tekrar tekrar belirtmek gerekir. Bunun kesinlikle en güzel örneği Yoneda Kou’nun mangası Saezuru Tori wa Habatakanai. Mazoşist bir yakuza’nın hikayesini anlatan mangada ana karakter Yashiro sekse düşkün bir karakter, açıkça eşcinsel ve kendisine şiddet uygulanmasını seven biri. Karakterin çekiciliği de burada yatıyor bence, ilişkide kontrol sahibi ve kendisine yapılanları bizzat kendisi istiyor. Tarafların rızası var, dolayısıyla seks ne kadar sert ya da acımasız görünsün okuyanda rahatsızlık bırakmıyor. Yashiro “Acaba şimdi hapse düşsem kaç kişinin toplu tecavüzüne uğrarım? Ehin ehin..” dediğinde biz de onunla gülüp “Kedi canını senin, bak nası da heyecanlandın hemen!.” diyebiliyoruz. Ya da karakter gerçekten ‘dayanamayıp’ cinsel istismarda bulunuyorsa bu olay olumlanmamalı ve her iki karakterde de bunun olumsuz etkisi görülmeli, Yuuutsu na Asa’da olduğu gibi. Ayrıca spesifik bir örnek olarak Ten Count’u vermek isterim(hatta bundan sonraki yazım bu manga üzerine olacak). Ten Count’taki uke, Shirotani, mizofobi hastasıdır yani bakteri fobisi vardır ve bu konuda ileri derecede obsesif kompülsiftir. Böyle dokunulmaktan, öpülmekten, hatta dışarıda gezmekten dahi mikroplar yüzünden çekinen, tiksinç bulan bir insanın kendisine yöneltilen seksüel arzularla ve aşkla nasıl başa çıkmaya çalıştığını ve kendisiyle savaşını okumak gerçekten ilginç.

Yaoi (hatta yuri janrı da benzer artılara ve eksilere sahip) hikayesi iyi anlatıldığında ve ayrımcı/olumsuz klişelere düşmediği yerde bütün çeşitliliklere açık, oldukça ilginç ve bence tatmin edici bir dünya. Dediğim gibi, basmakalıp karakterlere ve hikayeye sahip olmak bir eksi olmayabilir ama tecavüzü ve ayrımcılığı olumlamak bence bunu yeniden üretmektir ve kabul edilmemelidir. Çünkü bu tarz bir algının kültürümüze yerleşmesinin ve yanlış olabileceğini düşünemeyecek kadar kanıksamış olmanın tehlikesi hayatımızın her noktasında etkisini göstermekte diye düşünüyorum. Kim bilir belki vakit bulunca tecavüzsüz yaoi listesi yaparım. : P

Kapanışı güzel bir gif’le yapıp herkese iyi akıl sağlıkları diliyorum çünkü toplumca garip bir cinnet halindeymişiz gibi geliyor.

tumblr_m88asoFL0i1r1nh24o1_r1_500

3 Replies to “Bize göre sevmeler hep rörörö.”

  1. İlk izleyip okuduğum seriler tecavüzü içinde barındıran serilerdi. Belki çok kafa yormadığım için veya farkındalık seviyem şu zamanıma kıyasla daha düşük bir seviyede olduğu içindir ama her nedense beni rahatsız etmemişti. Şimdi ilk izleyip okuduğum serilerde seninde bahsettiğin tecavüz içeriyor ve bu rahatsız edici. Kadınlara yapılan tacizlerden her zaman rahatsız olmuşumdur ama aynı davranış eğer homeseksüel bir bireye yapılırsa nasıl bir tepki vereceğimi düşünmedim veya sanırım daha doğrusu umursamadım ama yazını okuduktan sonra mangakaların hikayelerine böyle ögelere yer vermesi doğru veya hoş olmayacağı fikrindeyim.
    Birde gifin mangası var mı :D?

    1. Kesinlikle katılıyorum söylediklerine, ne yazık ki sanki iki insanın hayatında başka iniş çıkışlar, gerginlikler olamazmış gibi tecavüz/isterim-istemem çok sık kullanılan bir ‘trope’ (Türkçe karşılığı ne bilmiyorum, klişe denebilir ama illa alçaltıcı bir anlamı olmak zorunda değil, çok sık kullanılan bir örgü işte). En sıradan aşk hikayesi bile tecavüzden daha iyi bence. : D

      Açıkçası gif’i tumblr’dan bulmuştum da arandım bayağı adını, bulamadım. Çizeri Yamamoto Kotetsuko, benim çok sevdiğim bir mangakadır, kesinlikle tavsiye ederim. Bir yandan yine bakınıyorum, bulursam haber ederim. : )

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s