10’a kadar say ve…

Bir önceki yazıda bahsettiğim gibi bu sefer vaktimi şu muhteşem ötesi (tabiysi bence) mangaya ayırıyorum: Ten Count. Takarai Rihito benim için çok özel bir yerde durur açıkçası; gerek hikaye anlatımı gerek karakter tasarımı açısından mangalarını en az 2-3 kere okumuşumdur dönüp dönüp. Hatta bazı forumlarda okuduğum üzere genelde yaoi okumayan insanların bile ilgisini çeken ve kendisini ilgiyle takip ettiren birisi. Buradan sonrası manga ile ilgili bolca spoiler içerecektir, şayet en küçük şekilde bile merakınız varsa önce Ten Count’u okuyun, sonra görüşelim derim.

Ten Count’ta karşılaştığımız ilk karakter Shirotani. Kendisi mizofobik (yani bakteri fobisi olan) bir insan ve bir şirketin patronunun sekreteri olarak çalışıyor. Patronu hastalığının farkında ve şansına, durumuna oldukça ilgiyle yaklaşıyor. Shirotani hastalığı yüzünden devamlı beyaz eldivenlerle dolaşıyor, eşyalarına başkalarının dokunmasından hoşlanmıyor, dışarıda yeyip içemiyor, kitap dahi alamıyor ve eve gider gitmez yaptığı ilk şey kendini dezenfekte etmek. Bir gün patronu telefonla konuşmak için arabadan indiğinde karşıdan gelen kamyonu görür Shirotani. Patronunu uyarmak için kolunu uzatsa da bir anlığına kapının kolunu tutamaz ve kamyon hafif de olsa çarpar patronuna. Shirotani duyguları ile boğuşurken o sırada oradan geçen biri patronu yakalar ve en yakındaki hastaneye götürür. Patron bu genç adamın (adının Kurose olduğunu öğreniriz bu sırada) yaptığı iyiliği geri ödemeye çabalasa da Kurose soruları savuşturarak odadan çıkar. Gönlü rahat etmeyen patron, Shirotani’yi arkasından gönderir. Bizimki içinden “Bırakalım da işine gitsin işte, niye koşuyorum peşinden…” diye bıdı bıdı söylenir ve zorla da olsa Kurose’ye kartını uzatır kendisiyle iletişime geçmesi için. Adam Shirotani’nin ellerine bakar ve hastalığını fark edip bir an önce yardım alması gerektiğini düşündüğünü söyler. Bizimki başta biraz sert çıkışsa da ertesi gün yolu yakınlardaki bir psikiyatri kliniğine düşer ve şans eseri Kurose’nin klinikte çocuklarla çalıştığını öğrenir. Kurose, Shirotani’ye doktor olarak değil ama bir arkadaş olarak yardım etmeyi önerir, 1’den 10’a kadar bir liste yapmasını ve listeye, yapması kolaydan zora doğru ilerleyen eylemler yazmasını ister. Bundan sonra beraber adım adım listedekileri gerçekleştirmek için çalışmalara başlarlar.

Beni mi aradıydın bacım?
Kurose: Beni mi aradıydın bacım?

Hikaye buradan sonra gerçekten ilginçleşiyor. Mangayı Shirotani iç sesi ile birlikte okuyoruz ve onun bir yandan hastalığı ile boğuşması, diğer yandan ise hem kendisine yeni olan duygularını hem de Kurose’yi tanımaya çabalaması insanda merak uyandırıyor. Bu tarz bir duygunun Shirotani’ye yeni olduğu anlaşılabiliyor; zira arada bir “Allah allah sanki kalbim sıkışıyor, hasta mıyım neyim….” diye evhamlanıyor ama bu ‘kalp sıkışması’nın dışarıda duyduğu anksiyeteden farklı olduğunu da düşünüyor. İsim seçimleri de özellikle yapılmış diye düşünüyor insan; Shirotani adı gibi ‘beyaz(shiro)’, masumluktan ziyade takıntılı bir biçimde sürdürdüğü hayattan ve aslında bütün alışkanlıklarından sıyrılıp başka bir dünyaya adım atmaya çalışan, belki klişe bir deyimle yeni bir beyaz sayfa açan bir karakter. Bunun karşılığında Kurose (kuro: siyah) ise hikayenin ilerleyen bölümlerinde hislerini Shirotani’ye açsa da hep karanlıkta kalan bir yönü var gibi. Zaten ilk bölümde Shirotani’ye eğer listesini tamamlarsa bunu yapmaktaki gerçek sebebini açıklayacağını söylemişti; heyecanla Kurose’nin arka planına dair de bir şeyler okumak istiyoruz.

Mangadaki en tartışmalı bölümler 9-10-11-12. bölümler. Sebebini sanırım siz de anladınız, yaoi mangalardaki en tartışmalı konuya geldik yine: taciz mi yoksa işin içinde rıza var mı? Ten Count özelinde bu konu daha da nazik, zira taraflardan biri dokunulmaktan nefret ediyor ama bir yandan da bu takıntılı durumu aşmaya çalışıyor. Bu 4 bölüm içerisinde Shirotani açısından duruma şu şekilde bakıyorum ben; takıntılarını problem olarak görmeye başlaması da, bundan kurtulmaya çalışması ve aslında düşündüğünden de kolay kurtulabilmesi hep Kurose sayesinde. Shirotani de bence karşılığında Kurose ile kendi deyimiyle ‘herhangi iki normal iş arkadaşı gibi’ günlük aktiviteleri gerçekleştirebilmek için elinden geldiğince çabalıyor. Diğer yandan da Kurose’yi reddetmesi ve cinsel ilişkiden korkmasının altındaki sebep için de aslında Kurose’yi ‘kirleteceğini’ düşündüğü için. Shirotani, Kurose gibi hissedip hissetmediğinden emin değil ama kafasında ne varsa düşündüklerini bir şekilde dile getiriyor ve dürüstlüğü gerçekten hoşuma gidiyor.

disizlav2

Bunun karşısında Kurose’ye çok yüklenen var : ). Birçok insan Kurose’nin Shirotani’yi zorladığını ve klasik “Eninde sonunda benim olacaksın, naz yapma.” durumunu yeniden ürettiğini düşünüyor. Bense biraz farklı düşünüyorum. Kurose’nin karakteri mükemmel değil; 11. bölümde yaptıkları konuşmada içindekileri hep bastırmaya çalıştığını ancak Shirotani’yle karşılaştığında dayanamadığını anlatıyor. Bir yandan Shirotani’nin sınırlarını zorluyor, diğer yandan ise korktuğunu ya da kötü etkilendiğini düşündüğü anda kendini geri çekiyor ve özür diliyor, bunun önemli bir nokta olduğunu düşünüyorum. Kurose olmasını dilediğimiz centilmen değil, hata yapıyor ya da bazen limitleri fazla zorluyor ama bu bana onun da bir insan ve sevdiği insana karşı hisleri ve beklentileri olan biri olduğunu hatırlatıyor. Benzeri seks için de geçerli; hastanede biraz zorlasa da yatak odasında dokunmadan önce Shirotani’den izin istiyor ve ondan sonra devam ediyor.

Gelen en büyük eleştirilerden biri de Shirotani’nin iyileşme hızı, sırf hikayeden alınacak tatmin adına aceleye getirildiği. Obsesif kompülsif (OC) takıntıların bu kadar kısa süre içinde iyileşemeyebileceğini tahmin ediyorum ve çok da haksız bulmuyorum ancak manganın ilerleyebilmesi için mangaka böyle bir tercih yapmış olabilir diye düşünüyorum. Zira zamanda devamlı ileri sarmaktansa iyileşme sürecinin adım adım takip edilmesi daha bağlayıcı geliyor.

Yine de ben böyle bir hastalığa (ya da herhangi bir OC çeşidine) sahip olmadığım için kurduğum mantık genelde ‘hasta=dokunulmaktan hoşlanmıyor=o zaman dokunmamalıyız’ şeklinde oluyor. Dolayısıyla konuya en iyi (ve belki de en ilginç) bakışı tabi ki böyle bir geçmişi olan ya da kendisi hala bunu yaşayan insanlardan gelmiş.

İlk olarak Shirotani gibi takıntılı derecede mizofobik olan insanlar durumlarının oldukça gerçekçi yansıtıldığını, hastalığın muhtemelen mangadaki kadar kısa sürede bu kadar gelişme gösteremeyeceğini ancak bunun ‘zorlama’ durmadığını dile getirmişler. Bunun haricinde mizofobiklerden okuduğum yorumların hepsi şu konuda da hemfikir: ileri derecede takıntılı oldukları için birçok şeyi yapmak istemiyorlar, böyle olduğunda günlük hayatlarına devam edemiyorlar, dolayısıyla kendilerini zorlamak zorunda hissediyorlar. Bu noktada Kurose’nin yaptığı aslında adım adım Shirotani’nin sınırlarını belirlemek ve onları zorlamak. Yorumlarından birinde yazar Shirotani’nin dokunulmaktan tabi ki hoşlanmayacağını ve reddedeceğini, diğer yandan Kurose ‘zorlamasa’ belki de hastalığında ve Kurose ile ilişkilerinde hiç ilerleme kaydedemeyeceğini, Kurose’nin belki de hiç gerçekleşmeyecek bir kendiliğinden-iyileşme durumunu beklemektense harekete geçmeyi tercih ettiğini ve bunu kendisi de aynı durumda olan biri olarak taciz değil, doğru bir hareket olarak nitelendiriyor. Ben de Shirotani’nin aptal, sadece naz yapan ama sonunda teslim olan basit bir karakter olduğunu düşünmüyorum. Hatta Kurose, listedeki başkalarıyla aynı içeceği yudumlama maddesini gerçekleştirinceye kadar kendisini öpmeye yeltenmeyeceğini söyleyince Shirotani’nin kendisi bu engeli aşmaya çalışıyor. Yakın zamanda yayınlanan 18. bölümde Shirotani’nin mizofobisi bir çocukluk travmasına bağlandı, bence birçok davranışı hikayede ve karakterlerde yerini buldu.

Şimdi bütün taşlar yerine oturdu mu küçük sincap?
Şimdi bütün taşlar yerine oturdu mu küçük sincap?

Adeta 1000 küsür kelimelik makale oldu, ne olacak benim bu Ten Count aşkım hiç bilmiyorum ama hikayenin gidişatı beni oldukça heyecanlandırıyor. Tek derdim ayda bir yeni bölümün gelişi ve geçenlerde yayınlanan son bölüm hem kısaydı hem de çok havada bıraktı sensei bizi, şimdi nasıl beklesin bu can önümüzdeki ayı?! Daha fazla hayran saçmalaması yapmadan bitireyim yazıyı, esen kalın dostlar.

"O insansa ben neyim, ben insansam o ne?" diye hayatı sorgulatan karakter...
“O insansa ben neyim, ben insansam o ne?” diye hayatı sorgulatan karakter…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s