Çıtırlar farkında değil

Bu aralar hem kendi kendime sık düşündüğüm hem de üzerine yazılmış yazılarla sık karşılaştığım bir konu üzerine yazmak istedim: “güçlü kadın karakterler”. Her zamanki gibi önce genel bir teorik giriş yapıp daha sonra anime/mangalardaki kadın karakterler ve bu karakterlere yaklaşımlar hakkında birşeyler gevelemek gibi bir planım var.

Piuv piuv piuv, al sana cinsiyetçilik! (Hark a Vagrant)

Olumsuz gördüğümüz bir durumla baş etme yolumuz genelde bu olumsuzluğu reddedip tam tersi gibi davranmak olabiliyor. Feminizm de erken zamanlarında benzer bir yol gütmüştü. Kadınlara biçilen roller ve addedilen sıfatlar hepimizin malumu; evinin kadını, çocuklarının anası, dışarıda hanımefendi vs.vs. Bu sınırlamalarla yaratılan kadın prototipinin reddi elbette ilk ve en önemli adım. Ancak bu etiketleri reddettikten sonra yerine konacak yeni tanımlamalar da reddediş kadar önemli. Cevap gerçekten de reddettiğimiz kavramların tam tersinde mi yatıyor? Eğer evlilik kurumu kadınları dara sokuyorsa evlilik red mi edilmeli? Yemek yapmak ya da temizlik kadın işi olarak görülüyorsa ev işi yapan kadın toplumsal baskıya tamamen yenik düşmüş bir kadın mıdır? Toplumsal kadınlığa dair bütün sıfatlar (kırılganlık, doğurganlık, duygusallık…) eğer kadınları güçsüz varlıklar haline getiriyorsa, bu özelliklerin ‘tersi’ (kas gücü, mantıksallık…) erkeklere aitse, o zaman kadınların eline erkekleşmekten başka çare kalmıyor gibi görünüyor başta. Burada bence insanı kapana kıstıran nokta “Hangi cinsiyet nasıl davranmalı?” tartışmasından ziyade “Neden etrafımızda gördüğümüz her ayrıntı cinsiyetli?” . Kullandığımız kalemden oturuşumuza, kıyafetlerden konuşma biçimimize kadar her ayrıntı cinsiyetli (burada cinsiyetli olmaktan kastım ‘kız gibi oturmak’ ya da ‘erkek çocuklar için oyuncak’ gibi ayrımlar). Bu da dolayısıyla ‘yapılması gerekenler’, ‘kullanılması gerekenler’, ‘gerekli davranış kalıpları’ gibi kategoriler yaratıyor. Tabi ki bu kategorilerin ne kadar derinlere işlediğinin farkındayım ancak söyleyeceklerim şu minvalde olacak: her insan bir bireydir ve her birey birbirinden farklıdır. Bu cümleyi sarf etmek absürd, okuyunca da komik geliyor bayağı ancak böylesine temel olmasına rağmen hepimizin her gün bu komik ama önemli ayrıntıyı hatırlamamız gerektiğini hissediyorum. İhtiyacımız “Kadın dediğin…”lerin ya da “Adam gibi…”lerin ötesine geçmeye çalışmak çünkü yarattığımız karakter kalıpları sadece azınlıkta kalanların değil herkesin canını yakar.

Hark a Vagrant
Hark a Vagrant

Buradan yola çıkarak, özellikle bir kadın ya da LGBT bireyi olan karakterden beklentim, bulundukları tarih ve kültürel bağlam içerisinde ve ‘insan’ olarak var olmaları. Söylemek istediğim şey “Ama özünde herkeşler insan! Uvuu…” gibi toptancı ve sorunların üzerini kapatıcı bir öneri değil; aksine bütün farklılıkları kapsayıcı bir ele alış şekli. Dolayısıyla ‘güçlü kadın karakter’ sözcük öbeğini duyduğumda kaşıntı basıyor beni. En basitinden duruma tersinden bakalım: güçlü erkek karakter kimin nesidir? Şahsen aklımda hiçbir şey canlanmıyor, cümle bile kulağıma ters geliyor. Bir erkek karakter zeki, üzgün, nevrotik, çapkın ya da kaba olabiliyorken, kadın karakterler için kullanılan sıfat ‘güçlü’ (*alkışlar*). Yaratılan kompleks bir erkek karakter için ‘güçlü’ sıfatının kullanıldığına gerçekten nadir rastladım. Aklıma gelen en popüler karakterler; Himura, Vash the Stampede, Spike, Shinji, Kaneki, Gintoki, Makishima… Bütün bu örnekler kendine has özellikleri, huyları, hataları olan, değişimlerine tanık olduğumuz, adı ve geçmişleri olan karakterler. Bu kadar incelikle geliştirilmiş, sırf kung-fu biliyor ya da ağır makineli silahlarla etrafı tarayabiliyor olduğu için ‘güçlü’ sayılan kadın karakter sayısı gerçekten çok çok az.

Anime/manga dünyası çeşitlilik konusunda video oyunlarına, Marvel/DC kahramanlarına ya da Hollywood’a göre yine çeşitlilik açısından daha zengin ancak bu yine de yaratılan her çeşidin karakter adı altında anılabilecek derinliğe sahip olduğu anlamına gelmiyor. Ben karakter kalıplarının olmasına karşı değilim, zaten çevremizdekileri de genel anlamda bir karakter çerçevesine oturtabiliyoruz. Sorun, bu kadınların hikayenin neresinde ve nasıl konumlandığı, kendi hikayesini oluşturabilmesi ya da aksesuar gibi ihtiyaç olan yerde belirip sonra hiç varolmamış gibi buharlaşıp uçması.

zero-raws-kimi-ni-todoke-25-end-raw-ntv-1280x720-x264-mp4_snapshot_02-23_2010-03-31_21-23-031
Kimi ni Todoke

Aklıma gelen ilk örnek Kimi ni Todoke, shojo janrından bir anime. Hikayenin ana karakteri Sawako özünde çok iyi niyetli ve kendince sıcakkanlı bir insan ancak başkalarıyla hiçbir zaman yeterince etkileşim içine girememiş. Dış görünüşü ve ürkekliği sebebiyle insanlar hep ondan uzak durmuş ve hakkında hayaletleri görebildiği gibi garip dedikodular yaymış. Arkadaş bulabilme olasılığının düşük olduğunu düşünse de elinden geleni denemeye devam eden biri. Bence Sawako tam tamına bir karakter. Hayata dair beklentileri var ve bu beklentileri gerek kendi çabası gerek süreç içinde edindiği arkadaşları yardımıyla adım adım, düşe kalka gerçekleştirmeye çalışıyor. Öncelikle sınıftan iki genç kadınla arkadaş olur, Ayane ve Chizuru. Güzel tarafı bu iki genç kadın da aksesuar olmakla kalmıyorlar. Shojo mangalarda genelde ana karakterin en yakın arkadaşının asli (ve aslında tek) görevi ana karaktere tavsiye verip onun başarıya ulaşması ve teklediğinde arkasından azıcık ittirmesidir. Ancak burada Ayane ve Chizuru da kendi hayatları ve geçmişleri olan insanlar, Sawako ile de tek bağları okulun popüler çocuğu Kazehaya değil, birlikte çok şey paylaşıyorlar. Bu animeye dışarıdan ilk baktığımızda karakterler standart ötesi; popüler oğlan, asosyal ürkünç kız, yan karakter olarak da biri mental anlamda daha olgun ve ‘kadınsı’ diğeri de ‘erkek fatma’ iki kız daha. Ancak hikayede konumlanışları animeyi birçok noktada standart shojo animelerden çok farklı bir yere taşıyor ve Sawako hikayenin gerçekten de baş kahramanı. Özetle; aslında beklediğim ‘güçlü kadın karakter’ değil ‘karakter’ olan kadın. Hazır buralara gelmişken aklıma gelen birkaç örnek daha verebilirim bence karakter olan kadınlara: Tsunemori Akane (Psycho-Pass; gerçi Tsunemori’de sıkıntım var, geçmişine dair iki kelam dahi edilmemiş olması beni biraz geriyor, inşallah 3. sezona!), Noda Megumi (Nodame Cantabile), Ayase Chihaya (Chihayafuru), Tsukuyo (Gintama), Miyamori Aoi (Shirobako), Katsuragi Misato (Shin Seiki Evangelion), Re-L (Ergo Proxy), Holo (Spice and Wolf), Kuragehime’deki Amamizukan ailesi ve Miyazaki filmlerinin ana karakterleri. Bunun dışında tam karakter diyemeyeceğim ama sıra dışı olan kadınlar da var; B gata H kei’den Yamada, Kuroko no Basuke’den Aida Riko, Seitokai Yakuindomo’daki öğrenci temsilcileri kafilesi.

Yeaarebbim tiplerine gel!
Yeaarebbim tiplerine gel! (Kuragehime)

Tabi ki Bahsettiğimiz gibi bir karakterin olması, anime/mangadaki cinsiyet ayrımcılığını kaldırıp atmıyor tek başına. Bechdel testini duymuşuzdur belki. Alison Bechdel’in karikatürüne konu ettiği 3 kural, sonrasında feminist kritiklerin TV ve filmler başta olmak üzere medyanın her yönüne uyguladıkları bir teste dönüştü. Karikatür şöyle bir şekil:

The-Rule-cleaned-up

Kurallar basit:

  1. Filmde en az iki kadın olacak.
  2. Bu iki kadın birbirleriyle konuşacak.
  3. Ve elbette erkekler haricinde bir konuda konuşmalılar!

Kural basit ancak o kadar fazla film, dizi, anime ya da manga başarısız oluyorlar ki bu testi geçmede. Kadınları bir karakter olarak yazmanın çok zor bir konu olduğunu düşünmüyorum. Bu muhtemelen öncelikle bir alışkanlığı kırma meselesi; nasıl ki ‘normal olan’ insanların heteroseksüel olması olduğu için birine baktığımızda otomatikman o kişinin heteroseksüel olduğunu düşünüyorsak, kadınlara bakış açımızın da bu tarz bir kısıtı olduğunu düşünüyorum. Öte yandan tabi ki medya dev gibi bir sektör, dolayısıyla sanatçıların-öyle düşünmüyor olsalar da- böyle bir yolu tercih etmesini de… anlayabiliyorum diyelim.

Son olarak, belki anime/manga ile ilgili değil ama popüler video oyunları, dizi ve filmleri feminist açıdan kritik eden şöyle bir kadın var, yakın zamanda internette ciddi tehdit ve tacizle karşılaştığı için adı bayağı geçiyor medyada: Anita Sarkeesian. Feminist Frequency diye de bir sitesi var ve bu konular üzerine oldukça güzel videolar yayınlıyor, kesinlikle tavsiye ederim.

Bu günlük de bu kadar, esen kalın, yorumlarda buluşalım! : )

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s