Shigurui

Bugün bahsedeceğim animeye açıkçası tamamen şans eseri denk geldim. Adı ilgimi çekti, sonra baktım samuraylar var, gideri olduğunu düşündüm (ekstra leş mentalite için şaşmaz adresiniz).

Değişik bir biçimde, ilk birkaç bölüm animeye karşı ne hissetmem gerektiğini bilemedim; merak ediyordum ama yavaş geliştiğinden ve bazen anlayamadığımdan kopuyordum. Ama sonrasında anime oturmaya başladı kafamda ve dedim ki “Ooğğ yes adamım!” (Sonra sonu yine garip bitti gerçi…)

Shigurui, Norio Nanjō tarafından yazılmış  Suruga-jō Gozen Jiai adlı romanının bir kısmından Takayuki Yamaguchi tarafından uyarlanmış bir manga. Anime ise Madhouse yapımı ve 2007’de yayınlanmış. Baştan uyarmak gerekirse, anime ciddi biçimde kan ve bir nebze de cinsellik içeriyor. Daha birinci bölümde, ilk defa bir animasyonu izlerken biraz da olsa midemin kalktığını hissettim, o derece.

Anime 1600’lü yıllarda geçiyor. ‘Sevimli’ derebeyi, kılıç ustalarının arasında yapılan turnuvada o sene tahta olanı yerine gerçek kılıç kullanılmasını ister. Bu da tabi ki kılıç ustalarının birbirlerini öldürmesi ve huzursuzluk anlamına gelir. Danışmanı “İstediğin kan görmekse al sana kan!” deyip ortalığa bağırsaklarını döktüyse de (literally) derebeyi fikrinden vazgeçmez. Böylelikle ilk yarışmacılar olarak iki ana karakter ile tanışırız : Fujiki Gennosuke ve Irako Seigen. Sonraki bölümler de aslında bu iki karakterin tanışmalarının ve birbirlerini doğrayacakları karşılaşmaya nasıl geldiklerini anlatıyor.

 
Animede dikkatimi ilk çeken şey müziklerinin ve görsellerinin harika olmasıydı. Anlatım tarzı ve karakterleri yansıtışlarını çok beğendim, genelden oldukça farklı ve ‘sanatsal’ bir tarzı var. Yanlış anlaşılmasın, anime ve manganın da kesinlikle sanat olduğunu düşünüyorum ancak ince sürrealist yapısı ve sahnelemesi beni bayağı etkiledi, eminim izleyince siz de hak verirsiniz bence. ( ̄▽ ̄)

Ayrıntılar ( ̄O ̄ )

İzledikçe de şunun üzerine düşündürdü beni, eğer bu dönemin insanları arasında yaşıyor olsaydım kesinlikle animede gördüklerime tanık oluyor olurdum. Gerçeğe o kadar yakın geldi ki. Bir iki küçük kısım gerçeküstü gibiydi ama Rurouni Kenshin ‘i ya da Hakuouki’yi vs. karşılaştırınca neredeyse hiç yara almayan ya da aşırı karizmatiklik sınırlarında gezen savaşçılar yerine kolu kopmuş, sakat/kör kalmış, yara izleri olan karakterler görmek güzel (janr farkını göz önüne alıyorum tabi ki). Buradan hareketle şunu diyebilirim, kandan rahatsız olmuyorsanız mutlaka izleyiniz bu seriyi. Sadece gorsellerine bakmak ya da müziklerini dinlemek bile yetebilir. Sonu dediğim gibi biraz garip bitiyor ama bu sizi yıldırmasın sakın. Shigurui kılıç okullarının acımasızlığına, sıkı kurallarına, aralarındaki politikalara ve bu politikada yiten iki kadına sürreel bir ‘gerçeklikle’ bakıyor.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s