ANİME VE EDEBİYATIN KESİŞİMİNDE — BÖLÜM 1

Uyarlama gerçekten zor bir iş. Eminim ki hepimizin, sevdiğimiz bir hikayenin uyarlaması ile ilgili iyi ya da kötü bir deneyimi olmuştur. Okumak iletişimin çok özel ve kişisel bir şekli, sadece metnin anlamının yorumlanması değil, geri kalan neredeyse her ayrıntı hayal gücümüze ve kişisel deneyimimize/görme biçimimize bağlı. Renkler, kokular, sesler, yüzler; bu ayrıntılar yazar tarafından tasvir edilmişse de, aklımızın gözlerinin önünde oluşan imge yine de deneyimimiz, kültürümüz ve çevremizle şekilleniyor1. Yine de, hayal ettiğimizden farklı sonuçlanmış filmler/diziler/animeler sıklıkla sinir bozucu ve tat kaçırıcı olabilir, ya da yeteri kadar şanslıysak, “Hiç böyle düşünmemiştim burasını, çok iyi!” dedirten ve gözlerimizi açan bir deneyim de olabilir.

Yakın zamanda, favorim olan bazı serilerin aslında romanlardan uyarlama olduğunu fark ettim — daha aşina olduğumuz light novel’lardan değil, bildiğimiz edebi romanlardan. Hatta bazılarının aynı yazarı paylaştığını görmek beklemediğim, tatlı bir sürpriz oldu benim için! Bugün yazının ilk bölümünde, romanları ekrana ulaşmış 3 farklı yazardan bahsedeceğim.

TSUTSUI YASUTAKA

PAPRIKA / TOKI O KAKERU SHŌJO / FUGŌ KEIJI

Tsutsui Yasutaka, romanları birçok dile çevrilmiş ünlü bir bilim kurgu yazarı. Nihon SF Taisho ya da Tanizaki Ödülü gibi önemli ödüllere layık görülmüş olan yazarın işleri filmlere, animasyonlara, dizilere, manga ve animelere uyarlanmış. Zamanda Sıçrayan Kız (1967) ve Paprika (1993) içerdikleri gerçeküstü ve psikolojik elementlerle Fugou Keiji (1978)’den oldukça farklı ve Tsutsui’nin eğitim ve yayın geçmişine bakıldığında kendisinin Japonya’da postmodern bilim kurgunun temellerini atan öncülerden olduğunu görebiliriz. Kullandığı bazı edebi tarzlar Waugh, Borges ya da Barth’la benzerlik gösterirken, sadece bildiğimiz anlamda edebi romanlar yazmamış; her hafta okurlardan gelen mektuplar üzerinden hikayenin gidişatını değiştirdiği haftalık seriler yazmış, 1994’te erken bilgisayar sistemleri için bir e-kitap yazmış ya da yazdığı bir metin o kadar deneyselmiş ki yayınevi “para geri alma garantisiyle” satışa çıkarmış2. Tsutsui aynı zamanda politik doğruculuğa karşı açtığı savaşla biliniyor ve bazı romanlarındaki tasvir ettikleri ya da Twitter hesabında yaptığı bazı yorumları yüzünden başının derde girdiği zamanlar mevcut. Biyografisini okumak oldukça ilginçti; deneyimlediği onca değişik yazı formunu görmek ve bir bilim kurgu yazarı olarak analogdan-dijitale-geçiş çağını yaşadığını hesaba katarsak, sadece kelimelerle değil farklı medya tipleriyle de ilgilendiğini görmek değişikti.

Bu uyarlamalara dair görüşüm; Zamanda Sıçrayan Kız bana pek hitap etmedi. Gerçi gençlere yönelik bir roman olduğunu göz önünde bulundurmak gerekli, ama animasyon tarzı hoşuma gitmişti. Diğer yandan Satoshi Kon asla hayal kırıklığına uğratmayan bir yönetmen, öteki işleri gibi Paprika da bir başyapıt. Fugou Keiji ise, birçokları gibi %200 heyecanla beklediğim ve pandemi yüzünden erteleneceğini okuduğumda çok üzüldüğüm bir seriydi. Neyse ki çok fazla beklemek zorunda kalmadık ve Fugou Keiji o sezon içerisinde severek izlediğim serilerden biri oldu. Özellikle de Oonuki Yusuke’nin Daisuke Kambe’yi seslendirirken çıakrdığı işe bayıldım. (〃 ̄ω ̄〃) ♥

İngilizceye çevrilen işleri:

» Hell, Alma Books, 2009
» Paprika, Vintage, 2013
» Salmonella Men on Planet Porno, Vintage, 2009
» The Girl Who Leapt Through Time, Alma Books, 2017
» What the Maid Saw: Eight Psychic Tales, Kodansha USA, 1990

MORIMI TOMIHIKO

YOJŌHAN SHINWA TAIKEI / UCHŌTEN KAZOKU / PENGUIN HIGHWAY

Tsutsui Yasutaka gibi postmodernist temalarla ondan farklı bir şekilde uğraşan bir diğer iyi bilim kurgu yazarı. Morimi Tomihiko da Penguin Highway ile Nihon SF Taisho ödülüne layık görülmüş (sıklıkla Nebula ile karşılaştırılan bir ödül) ve daha sonra animasyon filme uyarlanmış. Morimi’nin işleri, Neil Gaiman’a benzer olarak, ‘kentsel fantezi’ alt-türüne ait denebilir. Yazar doğduğu yer olan Kyoto’yu hem hikayelerinin arka planı hem de bu eski başkenti çevreleyen tarihini ve mitlerini esin kaynağı olarak kullanır. Okuma geçmişim üzerinden bilim kurguyla ve terminolojisiyle fazla içli dışlı olduğumu söyleyemem. Araştırma yaparken ‘wainscot’ denen ve baskın kültür ya da uygarlıkların uçlarında yaşayan topluluklara ithafen kullanılan bir terimle karşılaştım. Bu da Uchouten Kazoku’nun ana konseptini oluşturuyor. Bu hikayesinde yazar tanuki ya da tengu gibi şekil değiştirme ya da uçma gibi fantastik özelliklere sahip mitik yaratıklarla günümüz insan dünyasını ve modern yaşayışını bir potada eritiyor. Ya da Tatami Galaxy’de zamanda yolculuk temasını kullanarak insani ve fantastik olanı ayıran ince çizgi üzerinde dolanıyor.

Bu hikayelerde en çok hoşuma giden paylaştıkları ortaklıklar oldu: gerçeklik ve kurgu arasındaki bulanıklaşmış ayrım. Kendi hayatına devam eden insanları izliyoruz; karşıya geçebilmek için trafik ışığının yeşile dönmesini bekleyen, kalabalık bir kaldırımda yürürken ailesiyle ya da arkadaşıyla telefonda konuşan, ve üstlerinde yakıt olarak şarap kullanan ve içindeki iki tanuki ve bir tengu ile uçan geleneksel bir oda beliriveriyor. Ya da bir üniversite öğrencisi görüyoruz, tek isteği bir okul kulübüne katılarak vaat edilen o pembe üniversite hayatını yaşamak olan ve bir şekilde köpek balığınınkine benzer dişleri ve bölümün estetiğine uygun olarak ten rengi değişen bir arkadaş ediniyor. Kesinlikle normal bir hayat! Absürt ya da gerçeküstünü bu kadar güçlü yapan şey, kişisel fikrim, tam da bu bulanık ayrım, diğer ucu hala çılgın bir dünyada salınan ama bir yandan da bizi hala bu dünyaya bağlayan ince bir ipe sahip olmak. Eğer daha önce izleme şansınız olmadıysa, bu hikayelere bir şans vermenizi kesinlikle tavsiye ederim.

İngilizceye çevrilen işleri:

» Penguin Highway, Yen On, 2019
» The Night is Short, Walk on Girl, Yen On, 2019

SHION MIURA

FUNE WO AMU / KAZE GA TSUYOKU FUITEIRU

Kişisel favorimi en sona sakladım! Shion Miura kurgu romanları ve denemeleriyle bilinen bir yazar. Naoki Sanjugo ve Oda Sakunosuke ödüllerine layık görülmüş ve üniversiteden mezun olmasından ve ilk romanını yayınlamasından bu yana aktif olarak yazmaya devam ediyor. İlk bakışta farklı görünen, birinin Hakone Ekiden koşusuna katılan 10 üniversite öğrencisinin hikayesini, diğerinin ise bir sözlüğün derlenme ve basılma sürecini anlattığı bu iki romanın ortak noktası, zorlu bir görevin başarılması için gereken azim ve kararlılık, bir insanın tutkusunun ve özgün yeteneğinin başkalarını da nasıl sarabileceğini, nazik bir dalga gibi ayaklarını yerden kesebileceğini ve ortak bir hedefe doğru çalışmaya motive edebileceğini göstermesi. Shion, bu tarz spesifik iş kolları ve hırslar üzerinden oldukça ilginç, gözlerinizi alamayacağınız parıldayan karakterler tanıtıyor bize ve izleyicide onları destekleme hissi uyandırıyor.

Bu hikayelerdeki çekicilik, aslında spor animelerde sıkça görülen haliyle, görevine büyük ve sarsılmaz bir sadakat ile bağlı ana karakterler. Postmodern hayatlarımızda her ne kadar devamlı ‘bir hayale sahip olmamız ve onu gerçekleştirmek için çabalamamız’ dikte edilse de genelde ne yapmak istediğimizi ya da ne yapmamız gerektiğini bilemez haldeyiz. Çok az bir kesim kendilerine bu cevabı bir netlikle verebilmiş ve bu kesimin daha da küçük bir alt kümesi bu hayali gerçekleştirebilecek kadar şanslı ve/veya karşılarına ne çeşit bir engel çıkarsa çıksın devam ettirmeye kararlı. O hayalin hayatınız boyunca yapmak istediğiniz şey olduğuna emin olamadan nasıl geleceğinizi riske atarak ‘hayallerinizin peşinden’ gidebilirsiniz ki? Nasıl mükemmel olmayacağını bildiğiniz bir son için kendinizi her şeyinizle bu sona adayıp o mükemmelliğe erişmeye çalışabilirsiniz? Hayatımız bu kadar ihtişamlı ideallerden uzakken, bu idealleri gerçekleştirebilenleri okumak ya da animelerde izlemenin bizi tatmin ettiğini düşünüyorum.

Shion’un sadece kurgu romanları üzerine konuştum ancak kendisi aynı zamanda büyük bir Boy’s Love/yaoi hayranı ve bu tür üzerine birçok deneme yazmış, bunlardan biri ise “Shumi ja nainda (Bu bir hobi değil)”, kapağını 3. resimde görebilirsiniz. Ne yazık ki İngilizceye çevrilmiş değil henüz. BL üzerine akademik okuma yapmak oldukça kafa açıcı oluyor, umarım bir gün çevrilir.

İngilizceye çevrilen işleri:

» The Great Passage, Amazon Crossing, 2017

Biraz uzun bir yazı oldu ve sadece birinci kısmı! Japon edebiyatına hayran biri olarak bu yazıyı yazarken büyük keyif aldım ve umarım siz de okurken zevk almışsınızdır, ya da en azından size “Bu aslında bir roman mıydı??” tepkisini verdirebilmişimdir. Light novel’lardan animeye uyarlanan çok fazla seri var ancak daha önce farkında olmadığım uyarlamaları öğrenmek araştırmama değdi. Umuyorum ki bir sabah N1 seviyesinde Japonca bilerek uyanırım…. (๑•﹏•)

Sizin bildiğiniz bir roman/anime uyarlaması var mı? Ya da yukarıda bahsettiğim serilerden severek izledikleriniz hangileriydi? Yorum bırakmayı unutmayın, bir dahaki yazımda görüşmek üzere!!

1 Bu konu üzerine daha fazla okumak isterseniz: Dilin Aynasından: Kelimeler Dünyamızı Nasıl Renklendirir, Deutscher, G., 2013.
2 Kaynak ve Tsutsui Yasutaka’nın biyografisi üzerine daha fazla okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
3 Başlık fotoğrafı Koi wa Ameagari no You ni animesinden alınmadır.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: