MİLYONER DEDEKTİF — BİLGİ TEHLİKELİ OLABİLİR Mİ?

Bu uzun ve spoiler içeren bir yazı olacak ve hem sezonu kapsayacak, seri üzerine fikirlerimi içerecek hem de bilimsel gelişmişliğin bir bilim insanı bakış açısından ne ifade ettiğini bu seri bağlamında tartışacağım.

Daha önce bir yazımda Fugou Keiji’nin edebi bir romandan uyarlama olduğunu ve Paprika ile Zamanda Sıçrayan Kız ile aynı yazardan çıktığını yazmıştım. Tsutsui Yasutaka bilim kurgunun önde gelen yazarlarından biri ve açıkçası bunu ilk öğrendiğimde Fugou Keiji’nin nasıl bilim kurgu olarak addedilebileceği yönünde kafam karışıktı, zira o sırada sadece tanıtım videosunu görmüştüm. Sezonu bitirdikten sonra anladım ki, yaratılan dünyanın kendisi tamamen bilim kurgu olmasa da, türe ait birçok ilginç element bulunmakta. Sezon finali ise hala tartışılan bazı önemli, açık sorularla harika bir şekilde seriyi noktaladı.

Bu noktada belirtmem gerekir ki, okumuş olmayı istesem de Japonca olduğu için romanın kendisini okumadım. Eski tarihli ve izlemediğim dizi uyarlaması da mevcut, dolayısıyla anime uyarlamasının romana ne kadar sadık olduğunu bilmiyorum ve tamamen anime odaklı bir inceleme yapacağım. Umarım Fugou Keiji’ye yönelik bu heyecan çevirmenleri/yayınevlerini harekete geçirir ve en azından İngilizce çevirisine erişimimiz olur.

Fugou Keiji, adaleti uygulama yolundaki ilkelerinde keskin farklılıklar olan, garip ikili Katou Haru ve Kambe Daisuke’nin hikayesi. Daisuke şımartılmış, küçük bir çocuğun vücut bulmuş hali ve her şeyin istediği gibi yürümesine fazla alışmış, çünkü… neden olmasın? Şu ana kadar hayatını hep bir eli yağda, bir eli balda, hatta daha fazla eli olsa onlar da kaymakta ya da kuş sütünde olacak kadar rahat yaşamış. Katou ise dik başlı, idealist ve çalışkan bir dedektif. Önceden Birinci Bölük’te olmasına rağmen, bir banka soygunu sırasında yanlışlıkla tetiği çekmesi sonucu birinin yaralanmasından sonra silah kullanamaz hale gelir ve rütbesi indirilir. Birlikte, farklı zorluklardaki suçları aydınlatıyorlar ve boş zamanlarında devrilene kadar içip klasik dedektif hikayelerine ağlayarak anlaşma yetilerini geliştiriyorlar.

Animedeki bilim kurgu elementleri HEUSC ve ‘adollium’ adında, deniz suyundan sonsuz enerji sağlayabilen yeni, kurgusal bir materyal. Ve beni ‘tehlikeli bilgi’ye dair fikrimizin kritiğini eklemeye iten nokta ise kapanışa doğru Kambe’nin büyükannesinin Kambe’den adollium’u herkesten gizli tutmaya devam etmesini çünkü bu bilginin insanları kaosa ve savaşa sürükleyeceğini, kısacası ‘gerçeği kaldıramayacaklarını’, ve bu bilgiyi kontrol edenin Kambe olması gerektiğini söylediği kapanış sahnesi.

Kambe anlık bir kafa karışıklığına düştüğünde ve bilgiyi yaymada tereddüt ettiğinde, yaralı bir Katou belirir ve Kambe’nin en başından yapmaya niyetli olduğu paylaşımı, yanlışlıkla da olsa, gerçekleştirir. Bu an, seri boyunca Kambe’nin içten ve kahkahayla güldüğü ilk sahnedir. Sonrasında Katou ve Kambe’nin bir gökdelenin terasında, loş ışıklar altında şampanya paylaştığı sahneye ağlamayı bir kenara bırakırsam, animenin bu final monologlarıyla ortaya koyduğu bu açık sorular oldukça ilginçti. Fugou Keiji cevabı “bilgi, ne olursa olsun paylaşılmalı ve yayılmalı”ya ağırlığını koysa da, bizim gibi 3 boyutlular için bu cevabı vermek o kadar da kolay olmayabilir. Ne zaman edinilen bir bilgi ‘tehlikeli’ olur? Bir akademisyen olarak, edinilen yeni bir bilgiyi saklı tutmayı haklı gösterecek argüman ne olabilir? Ya da haklı gösterilemez mi? Şirketler burada nasıl devreye girer? Ve yukarıda söylediklerimle bağlantılı olarak, tüm bunların günlük hayatımızla nasıl bir ilişkisi vardır?

Akademik bilgi, eğer okursanız, erişiminiz dahilinde. Araştırmaların basıldığı akademik dergilere bir kütüphane ya da enstitü üzerinden, ya da başka bir takım yollarla erişilebilir. Wikipedia bile, hafızalarımıza kazınmış deyimle, parmaklarımızın ucunda. “Bir tık ötenizde!” bilgi çağının yeni mottosu. Bunun bizi daha ‘akıllı’ ya da ‘eğitimli’ yapıp yapmadığı başka bir tartışmanın konusu çünkü gerçekten kullanmadığınızda, bir yığına sahip olmak hiçbir şey ifade etmez. Kullanıldığında bile, bu bilgi parçalarının kullanım biçimini kritik etmeye devam edebiliriz.

Dolayısıyla buradan bakıldığında, ‘bilgi orada bir yerlerde’ demenin absürt olduğunu görebiliriz çünkü bu bilgiye ulaşmaya çabalamamamızın, hatta ulaştığımız bilgiyi güvenilir kaynaklardan teyit etmememizin birçok sebebi var.

Bilimsel buluşlar ve bunların gündelik uygulamaları, çoğu zaman, eşzamanlı ilerleyen süreçler olmuyorlar. Araştırma alanları arasındaki ayrımlar erimeye devam ettikçe ve büyük bir kısmı interdisipliner oldukça, araştırmanızın gelecekte nereye evrilebileceğini kestirmek de aynı hızda zorlaşıyor. Bulgularınız ileride gerekli olacağını düşünmediğiniz ya da sizinkiyle alakası olmayan bir alanda işe yarayabilir. Bildiğiniz üzere dev şirketler de sadece elektrikli aletler ya da araçlar gibi kişisel kullanıma yönelik ürünler üretmiyor, aynı zamanda yeni teknolojiler için araştırma ve geliştirmeye de ciddi yatırımlar yapıyorlar. Nissan’ın yayınladığı bu video, anlatmaya çalıştığımın iyi bir örneği aslında.

Benzer şekilde, Honda tarafından bir süredir kendi kendini park eden motosikletler geliştiriliyor. Şu soruyu sorabiliriz: herkesin sağlam bedenli olduğu farzıyla hareket edersek, 30 yaşını geçmiş ofis çalışanları bütün gün üzerinde oturdukları sandalyeyi yerine ittiremezler mi? Bu sorunun insan olma durumuyla ilgili önemli ayrıntılarla alakası olduğunu düşünsem de, teknoloji bağlamında, bu gelişme sırf çalışanlar işi 2 saniye daha hızlı terk edebilsin diye değil. Bu tarz ileri derecede gelişmiş sensör sistemleri engelli insanlar ve hayvanlar için hayati önem taşıyabilir, çok küçük ölçeklere uyarlanabildiklerinde medikal uygulamaları olabilir, ya da bir bilim insanı bu teknolojiyi alıp tamamen bağlantısız, ama eşit derecede kullanışlı bir uygulamada kullanabilir. Bu sebeple, daha fazla bilimsel bilgi edinmemiz açısından, araştırmaya ve bilgi biriktirmeye devam etmek zorundayız çünkü geleceğin ne içereceğini bilebilmek imkansız.

Aşikar olan başka bir nokta ise, bir konu üzerine daha fazla okudukça perspektifinizin genişleyeceğidir. Bunu ‘daha iyi/daha kötü’ gibi bir karşılaştırmaya götürmeden söylüyorum ve eldeki konuyu değerlendirmede elbette ki arada bir fark oluşacaktır. Bakış açısındaki basitlik, bağlamı görmede başarısız olur ve evet ya da hayır gibi keskin cevaplar talep eder, araştırmanın söylediklerini kendine uyan bir bilgiye uyarlar. ‘Tehlike’ faktörü ise bu noktada devreye giriyor. Bilginin kendisine içkin bir ‘tehlikelilik’ten ziyade bireyler, devlet ve otorite tarafından nasıl kullanıldığında tehlikeli bir hal alır. Yine de, bu bilgi saf haliyle hayatımızda yer alabilir demek değil. Bilgiyi fonksiyonundan ayırmak mümkün değil.

Bu da demek oluyor ki, dünyada her şey gerçekten de politik. STEM hakkında, ve özellikle de doğal bilimlerin hakkında düşünülenin aksine, laboratuvarda yapılan deney ya da kağıt üzerinde çözülen denklemler de politikadan, paradan ya da toplumsal normlardan ayrı tutulamaz. Bu noktada blogları karıştırdığımı düşünebilirsiniz ama varmak istediğim yere sonunda geldim. Kambe ailesi bilim ve endüstrinin ayrıcalıklı kesişiminde konumlanmış durumda. Ellerinde istedikleri araştırmayı yapacak para, sorumluluk ve imkanlar var, bunun karşılığında ise normal bilim insanları hayatlarını göreceli bir rahatlık içinde, uluslararası suça karışmadan, ya da ne bileyim, eşlerinin evdeki yardımcı tarafından öldürülmesine şahit olmadan geçiriyorlar.

Daisuke böyle bir çevrenin içine doğuyor ve çocukluğunu lekeleyen talihsiz olaylar sonucu böyle bir servet ve birikimin tek varisi oluyor. Daisuke ve kıdemli dedektif Chousuke’nin bu davayla ilgili hem saplantılı hallerinde, hem de gerçeği ortaya çıkarış biçimlerinde büyük paralellikler var. Cho-san başta biraz daha Katou’ya yakın bir tarza sahip gibi duruyorduysa da, soruşturmada öne geçebilmek adına elindeki her türlü yöntemi kullanıyor. Zannediyorum ki, kısmen, eğer kendisi çözmezse üst kademedekilerin davayı örtbas edeceklerini bildiği için. Daisuke’nin gerekçeleri daha kişisel, kendisi Modern Suç Önleme Merkezi’ne ilk geldiğinde biraz daha ‘nasıl olduğu umrumda değil, bu iş hallolacak’ tarzda bir karakterdi.

Ayrıca hikayede Poliador adlı bir ülke ile yapılacak olan baraj inşaatı bölümü vardı. Bu olay derinlemesine işlenmese de, günümüzde de problem teşkil eden, devletin çıkarına olana karşı yerli halkın çıkarına ve iyiliğine olanın çarpışmasına ve ‘ellerinde kaynak olan bilim otoritelerinin’ bu tartışmayı istedikleri yere sürükleyebildiğine dair iyi bir örnekti.

Şahsi olarak, Daisuke’yi itekleyen sebepleri biraz daha ayrıntılı izlemek isterdim; sezonun en başında bize, belirli bir ana kadar herhangi bir çocuk gibi olduğunu söylüyor. Sonrasında, kıyafetleri ve aksesuarları hep monokromatik renkte olanlarla değiştirilmiş, yüzüne sert bir ifade yerleşmiş olarak görüyoruz. Dedektif olmaya karar verdiğinde aklındaki tek fikir annesinin cinayeti miydi? Bunun yanında, tüm dünyanın üzerinde olmaya alışmış ve bencil taraflarını gördüğümüz böyle bir karakterin adollium’u herkesle paylaşmaya iten şey neydi? Büyükannesine kızgınlığı mı? Ailesinin mirasını devam ettirmek mi? Yoksa ikisinden de biraz mı? Belki de o sırada annesinin katilini bilmediğinden babasının yaptıklarını açığa çıkarma hırsı adollium’u bilim dünyasına duyurma isteğine dönüşmüş olabilir. Fugou Keiji eğlenceli, aksiyon dolu ve yer yer fan-service’li olmaktan ötesini amaçlamayan bir seri. Ancak, bu materyalle neler yapılabileceğini ve sorulabileceğini hayal etmekten hoşlanıyorum.

Serinin bende düşündürdükleri haricinde, her bölümü severek izledim ve bir sonrakini heyecanla bekledim. Açılış ve kapanış temaları daha önce duymadığım gruplardandı, şarkıların animeye oldukça uyduğunu düşündüm. Seri boyunca arka plan müzikleri de atmosferi oldukça desteklemiş. Özellikle 4. bölümün Daisuke’nin genellikle takındığı o duvar misali ifadenin arkasındaki halini göstermesi bakımından çok sevdim. Tam bir küçük çocuk!! Para almadan evden kaçıp geri dönmeyi reddetmesi, yemeklere karşı seçiciliğini izlemesi çok komikti, ayrıca açıkça gördük ki tek başına hayatta kalması mümkün değil. Neyse ki Katou yanındaydı.

Fugou Keiji kadın karakter bakımından güçlü bir seri değildi ve hali hazırda az olan seçenekler içinde favorim Katou ve Daisuke ile birlikte çalışan Mahoro Saeki idi. Sezon boyunca…. kendi dalgasına baktı ve yemek yedi, çok tatlıydı. ^^

Yusuke Onuki’nin Daisuke’yi seslendirmede harika bir iş çıkardığını düşünürken, başka hangi rollerde vardı diye baktığımda seslendirmeye oldukça yeni olduğunu görmek biraz şaşırttı, meğer aslında aktörmüş. Bu gezintim sırasında Katou’nun seslendirme sanatçısı Miyano Mamoru ile katıldığı ve Fugou Keiji’yi tanıttığı bir televizyon şovuna denk geldim. Eğer daha önce denk gelmediyseniz, izlemenizi tavsiye ederim, gerçekten çok komiklerdi!!

Bununla birlikte, yazının sonuna gelmeyi başarabildiyseniz sizi tebrik ediyor ve sevgilerimi iletiyorum. Eğer eklemek istediğiniz herhangi bir nokta varsa katıldığınız ya da karşı çıktığınız, ya da birlikte çığlık atmak isterseniz fikrinizi okumayı isterim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere ~

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s