GANGSTA. ANALİZİ — YOLLARINI KAYBEDENLERE ÖVGÜ 1

Gangsta. gibi eski sayılabilecek, ta 2015’te yayınlanmış bir seri üzerine şimdi yazıyor olmamın iki sebebi var: İngilizce bloğum 100 paylaşım kilometre taşına yaklaşmıştı ve genelde yazdıklarımdan biraz daha ayrıntılı ve uzun bir yazı yazma planım vardı. Geçen ay ise Komik Şeyler’in Gangsta.’nın ilk cildini yayınladığını gördüğümde çok mutlu olmuştum ve bu iki düşünce birbirini tamamladı. Yayınladığım İngilizce versiyonu çevirisine ek olarak manganın ilk cildiyle ilgili düşüncelerimi de sona ekleyeceğim.

Bu yazıda amaçladığım ne seriyi tamamiyle çözümleme, ne de keşfedilmemiş bir değeri ortaya çıkarma. Manganın lisanslanmasından sonra Gangsta.’yı özlediğimi fark edip sezonu bir kere daha izledim. İstediğim gözüme çarpan ve hikayede önemli yere sahip bazı tekrarlayan temalar üzerine konuşmak ve araya biraz da mimarlık üzerine bilgi serpiştirmek. Bu yazının ilk bölümü, ağırlıklı olarak şehir planlamasına ve toplumsal dinamiklere odaklanacağım. İkinci bölümün vurgusu ise kişilerarası üzerine olacak, onu da önümüzdeki hafta yayınlayacağım. Umarım Gangsta.’ya daha önce bakmadığınız bir yönde bakmanızı sağlayabiirim.

Biiiir sürü spoiler.

Özet

Gangsta o çok karizmatik başlayıp da sonra size bir şeyler hissettiren serilerden. Ve hepimiz biliyoruz ki, insanları duygusallaştırmak hiç de hoş bir davranış değil. Herşeyin merkezinde Nicolas ve Worick var, kurgusal bir şehir olan Ergastulum’da yaşayanlar tarafından ‘Benriya’ olarak anılıyorlar. Sürekli Ergastulum’da ‘uzun süre kalmanın ne kadar tehlikeli’ olduğunu ve bir yerden sonra kaçmanın mümkün olmadığını duyuyoruz, zira günlük hayat şiddet ve suç ile fazla iç içe. Ancak hikaye ilerledikçe, bütün olumsuzluklarına rağmen burada yaşayanların Ergastulum’u sevdiklerini ve burayı ‘ev’ addettiklerini görebiliyoruz. Bu şehir dört büyük gücün omuzları üzerinde dengede duruyor: Corsico Ailesi, Christiano Ailesi, Monroe Ailesi ve Lonca (The Guild). Benriya bu gruplardan hiçbirine bağlı değil, sadece para karşılığı kabul ettikleri işleri yürüten iki kişi.

Karakterleri kısaca tanıtmak gerekirse; Nic ve Worick Ergastulum’a 12 ve 13 yaşlarındayken geliyorlar. Worick o yıllardan bu yana seks işçiliği yapıyor, Nic ise Benriya’nın günlük teslimatları ile ilgileniyor. Bu ikili bir gün, bir mafya üyesi tarafından şiddet ve ilaçla seks işçiliğine zorlanan Alex ile tanışır ve Alex geçici bir süreliğine yardımcı olarak Benriya’nın yanında çalışmaya başlar. Onun şehre yabancı olması üzerinden biz de Ergastulum’un iç işleyişini, gruplar arasındaki güç dinamiklerini, Alacakaranlıklar’ı ve ikilimizin geçmişini öğreniriz.

Architecture and History

Ergastulum’un anlamına hızlı bir bakış bize hikayeyle ve şehirle ilgili önemli ipuçları sağlıyor. Wikipedia sayfasından:

Ergastulum, (çoğulu ergastulaAntik Roma‘da, genellikle kölelerin (özellikle sorun çıkaran kölelerin) ve bazen de tutuklu suçluların konulduğu yeraltı yapısına verilen isimdir. Ergastulum genelde derin, çatısı olan ve zemin altında kalan mağara benzeri yapılardır. Tutukluların çalışabileceği genişlikte alanların yanında uyuyabilecekleri dar alanlara da sahiptir. İşçi olarak kölelerin çalıştırıldığı çiftliklerin (latifundium) içinde sıklıkla bulunurlardı. Ergastula terim olarak bazı küçük Roma hapishaneleri için de kullanılırdı. Etimolojisi konusunda fikir ayrılığı olup, Yunanca ergasterios “atölye” ya da ergastylos “sütun” köklerinden gelmiş olabileceği düşünülüyor.”

Pozzuoli-Rione Terra – Ergastula

Kurgusal Ergastulum’da yapılarda kullanılan kireçtaşı, beton, tuğla gibi materyaller ile bina dış yapılarında görülen mimari karakteristiklere (arklar, merdivenler, genel şehir planlaması gibi) baktığımda Akdeniz geleneksel mimarisinin baz alındığını ya da oradan esinlenildiğini düşünmüştüm. Bu yazıya oturmadan önce Ergastulum’un Antik Roma ile bağı olduğunu bilmiyordum ama tahminim fazla uzakta kalmamış. Bu konuda daha hızlı fikir belirtmek için aldığım ekran görüntülerine ve fotoğraflara sözü bırakıyorum 1, 2, 3

Gangsta’da Nic ve Worick işleri dolayısıyla şehirde çokça dolansalar da, Alex’in hızlıca fark ettiği üzere ana cadde yerine, uzun binalardan güneş ışınlarının aydınlatamacığı dar sokakları ve kuytu köşeleri tercih ediyorlar. Bir süre sonra öğreniyoruz ki, bu bir tercih değil, sebebi Nic’in Alacakaranlık olması. Dolayısıyla Ergastulum’un dizaynı ve tanımı hem Alacakaranlıklar’ın içlerinde bulunduğu durumla, hem de Nic’le bir uyum içinde. 

Alacakaranlıklar’ın tarihiyle ilgili hafızanızı tazelemek için onlardan da bahsedeyim. Celebrer, kullanıcısının fiziksel yeteneklerini iyileştiren bir vücut modifikasyon ilacı olup, özellikle savaş zamanı kullanılmak üzere insanüstü askerler yaratmak için geliştiriliyor. Ancak uzun süreli ve sık kullanımı vücutta yüksek derecede toksisiteye sebep oluyor ve bu durum bir sonraki nesil olan ‘Alacakaranlıklar’ı da etkiliyor. Kalıtsal olarak devralınan güç, çeviklik ve Celebrer’e aşırı bağımlılığın yanında Alacakaranlıklar fiziksel ve zihinsel bir takım eksikliklerle doğuyor. Ömürleri oldukça kısa olduğu için Alacakaranlık takma adıyla anılıyorlar. Alacakaranlıklar kişisel bilgilerini içeren künyeler takmak zorundalar ve güçlerine bağlı olarak seviyelerini de belirten C/3 ya da A/0 gibi işaretler de ekli. Nicolas’ın babası Celebrer kullanıcıydı ve bir askerdi, dolayısıyla bu Nic’i Alacakaranlık yapıyor. Nic ayrıca çocukluğunda paralı asker olarak da kullanılıyordu ve Worick’le böyle tanışmışlardı.

Alacakarnlık ve Ergastulum konseptinin kölelik ve ırkçılık metaforu olduğu oldukça aşikar. Ancak, bu tarz başlıkları sadece hikaye örgüsüne ‘tat katmak’ için iliştiren başka serilerle karşılaştırıldığında Gangsta bu dinamiği hem kişilerarası hem de toplumsal seviyede kurma konusunda çok iyi bir iş çıkarmış. Alacakaranlıklar ikinci sınıf vatandaş bile değiller. Her ne kadar içlerinde bulundukları kırılgan pozisyon Normal’lerin çatışmaları, açgözlülükleri ve çıkarlarının direkt sonucu olsa da, Alacakaranlıklar sistematik baskı altındalar, en temel hakları ellerinden alınmış durumda, ticari mal olarak görülmekteler (özellikle de kadınlar ve çocuklar) ve yalnızca Ergastulum sınırları içinde yaşayabilirler. Herhangi bir Alacakaranlık dışarıda tespit edilirse, künyelenip Ergastulum’a geri getiriliyor. Sağlık hizmetlerine ulaşımları da kesilmiş durumda; Alacakaranlıklar düzenli olarak Celebrer kullanmak zorundalar ancak ilaç çok pahalı olduğu için satın alamıyorlar ve koca şehre hizmet veren tek kişi Doktor Theo ve yardımcısı Nina. Theo ise Celebrer’i kara borsadan temin ettiği kimyasallarla kendisi yaparak ihtiyacı olanlara ulaştırabiliyor. Seri boyunca açık edilen bir diğer ayrıntı ise devletin Alacakaranlık avlayan uç grupları gizliden desteklediği.

Gördüğümüz tek Normal evi Arcangelo ailesine ait, ve Ergastulum ile karşılaştırıldığında Batı mimarisine çok daha yakın bir tarzda.

Mimari, iç tasarım, dış yapı tasarımı ya da şehir planlaması fark etmez, hayatlarımızı ve birbirimizle kurduğumuz ilişkileri biz farkında olmadan düzenler. Richard Sennett’ten alıntı yapmam gerekirse:

Bu bedeni dirençten kurtarma arzusu, modern kent tasarımında belirgin bir biçimde görülen dokunma korkusuyla birleşir. Mesela planlamacılar, otoyolların yerini belirlerken, trafiğin akışını çoğunlukla bir yerleşim alanını bir iş bölgesinden tecrit edecek şekilde yönlendirir ya da zengin ve yoksul kesimleri veya farklı etnik bölgeleri ayıracak şekilde yerleşim alanlarının içinden geçirirler. Mahalle planlarken, okulları ve evleri insanların yabancılarla temas edebileceği kenar bölgelerde değil mahallenin merkezinde inşa etmek üzere odaklanırlar. Etrafı çitlerle çevrili, büyük kapılardan girilen ve sıkı koruma altına altındaki mahalleler/siteler alıcılara iyi hayat imgesinin ta kendisi olarak satılmaktadır gittikçe. Dolayısıyla, savaş filmini seyrettiğimiz alışveriş merkezinin yakınlarındaki varoşla ilgili bir inceleme yapan sosyolog M. P. Baumgartner’in şunu bulgulaması şaşırtıcı değildir belki de: “Hayat, her gün, çatışmayı inkar etme, asgariye indirme, sınırlama ve ondan kaçma çabalarıyla doludur. İnsanlar karşılaşmalardan kaçınırlar ve yaraların deşilmesinden ya da nelerin yanlış olduğunu belirleyen kurallar koyulmasından çok rahatsız olurlar.” Dokunma duyusu yoluyla yabancı bir şeyi ya da birini hissetme riskine gireriz. Teknolojimiz bu riskten uzak durmamızı sağlar.4

Duvar imgesi ve bölümlere ayırma fikri kurguda ya ‘öteki’ni dışarıda tutma ya da bir alanda hapsetme amaçlı oldukça sık kullanılagelmiştir ve “neyin içeride, neyin dışarıda olduğu, duvarın hangi yanından baktığınıza bağlıydı,” 5. Gangsta da durum farklı değil. Bununla ilgili koca bir spekülatif paragraf yazıp Antik Roman şehir duvarlarına ve ‘geçit (gate)’lerin anlamına girmiştim çünkü örnek olarak animede Nic’in Batı Geçidi’nden geldiğinden bahsedilse de bu geçitlerin bağlı olduğu ‘duvar’lar Ergastulum’u mu yoksa Normal’lerin bölgesini mi çevreliyor, bilmiyordum. Animeye geri dönüp yazı için görüntü toplarken fark ettim ki Alex’in erkek kardeşinin Ergastulum’a gelişi sırasında çok kısa bir süreliğine de olsa geçitler gösteriliyor. Yani duvar Ergastulum’u çevreliyor. Ama görüntü o kadar çabuk geçti ki kaçırmam normalmiş.

Manglobe’un batış süreci fanlar tarafından bilinen bir olay. Bu yüzden anime uyarlamasının çok ani ve hikayeyi toparlamadan bittiği doğru, ancak manga ile ilgili hep çok olumlu yorumlar duydum ve burada lisanslanması beni çok sevindirdi. Yukarıda da bahsettiğim gibi, Gangsta konu edindiği metaforu hafife almıyor ve bu basit bir ‘içimizdeki düşman’ hikayesi de değil. Alacakaranlıklar’ın kötü davranılan bir azınlık grubu olduğu doğru, ama içlerinde kadınlar ve çocuklar erkeklere kıyasla çok daha kırılgan bir statüye sahip. Alacakaranlıklar’a dair, bilim kurgudan aşina olduğumuz Robotik Yasaları’ndan alınma Üç Yasa’nın mevcut olduğunu biliyoruz.

  1. Alacakaranlıklar kasten insan öldüremezler.
  2. İlk yasayla çelişmediği sürece, bir Normal’den gelen emirlere uymak zorundalar. 
  3. İlk iki yasayla çelişmediği sürece, nefsi müdafaa hakları var. 

Teoride bu yasalar içlerine su serpmeli. Ancak Alacakaranlıklar’ın yasaların kendi yararlarına olmadığını düşündükleri ortada, özellikle Nic bu konuda değişime inancı olmadığını birkaç kez dile getiriyor. Yaşam koşullarından sağlık hizmetlerine ve hayatlarını kazanmak üzere çalışabilecekleri iş olanaklarının kısıtlılığına kadar her ayrıntı bu metafora iyi bir şekilde yedirilmişti. Önümüzdeki hafta yayınlayacağım yazı özellikle Nic ve Worick’in ilişki dengelerine odaklanacak ve travma ve yara izleri üzerinden birbirleriyle nasıl ilişkilendiklerini irdelemeye çalışacağım. Aşağıda referanslardan sonra Komik Şeyler – Bang Çizgi’den çıkan manga cildine yönelik düşüncelerimi okuyabilirsiniz. Her zamanki gibi, okuduğunuz için teşekkür ederim ve görüşmek üzere!

Bu gif’i hobi niyetine izliyorum.

1 Roma’nın Duvarları ve Şehir Kapıları (İngilizce)
2 Roma Mühendisliğinin Kaynağı ve Kullanımı (İngilizce)
3 Geleneksel Akdeniz Mimarisi üzerine ayrıntılı bir sunum.
4 Richard Sennett, Ten ve Taş: Batı Uygarlığında Mimari ve Beden, 2002 (Bu kitabı büyük bir zevkle okudum, mimari ve sosyolojinin ilginç bir kesişimi.)
5 Ursula K. LeGuin, Mülksüzler, 1990

Manga İncelemesi

Burada sadece teknik birtakım noktalara değineceğim. Sevdiğim kısımlardan başlayayım! Yaşım dolayısıyla tabi ki seinen seriler benim için her zaman shounen’den bir adım önde oluyor. O yüzden hem konusu hem de karakterleri açısından bu kadar sevdiğim bir seriyi elime alıp okuyabilmek heyecan verici. Kapak tasarımı, kullanılan kağıt ve mürekkebin kalitesini oldukça beğendim, baskı kalitesini özellikle parmağınızın boyanıp boyanmadığından ve sayfanın arkasının öne ne kadar kanadığından anlayabilirsiniz. Basım kalitesi her şey demek değil tabi ki; yayın şirketlerinin ekonomik gidişat/yaş grubu/alım gücü vs. gibi ayrıntıları göz önünde bulundurarak en fazla para yiyen alandan kısmaya gitmesi en anlaşılır şey bence. Özetle, benim için kalite bir artı ve Gangsta’da bunu bulmak mutlu etti.

İkinci beğendiğim nokta diyaloğun balonlara yerleşimi, ses efekti yerleşimi ve font seçimleri. Diyalog fontu ve bazı ses efekti fontları mangalarda sabit olarak kullanılıyor ancak yerleşimi, bazı efektlerin ya da arka plan repliklerinin arkasının temizlenmesi ve font seçiminin uygunluğu grafikerin tercihine kalan, fark edilenden fazla alan kaplayan ve kötü uygulandığında göze batabilen ayrıntılar. Bu ayrıntıya da takılır mı insan diyebilirsiniz, daha nelere takıldığımı duysanız daha da şaşarsınız. Ancak görsel bir ürün olan mangalarda sanatçı her ayrıntıyı düşünerek yerleştirdiği için benzer bir özeni görmek büyük bir artı.

Her şeyin bir ama’sı olduğu gibi, benim de bir ama’m mevcut. Ve bu benim için esas tat kaçıran nokta oldu diyebilirim. Gramer hataları bir yana, bazı çeviri tercihleri gerçekten gerekli miydi diye sorguladım ve serinin Viz tarafından çevrilen haline de baktım. Nic ve Worick bizde ghetto’nun tam karşılığı olmadığı için ‘kenar mahalle’ denebilecek bir bölgede yaşıyor ve tabi ki Ergastulum gibi bir yerin aşırı politik doğrucu olmasını beklemiyorum. Ancak çeviri yaparken kelimenin sadece kelime anlamını değil, bağlamını, konotasyonunu ve ağırlığını da hesaba katmak gerekir. Dolayısıyla ‘fuck’ gibi basite / günlük kullanıma inmiş bir küfrü ‘sikeyim’ olarak çevirmekle cinsiyetçi ve daha ağır olan ‘amına koyayım’ olarak çevirmek arasında dağlar kadar fark var. Böyle bir cinsiyetçi ve orijinalinde karşılığı olmayan (kastım fuck’tan daha ağır bir küfür edilmemişken) bir tercih neden yapılmış anlamadığım gibi, rahatsız ettiğini de eklemek zorundayım. Özetle; küfür beni, hele de böyle bir seri okurken, rahatsız eden bir durum değil. Ama bir kadın olarak daha dikkatli tercihler beklerdim editörden/çevirmenden.

İlginin yeni arttığını söylemek tabi ki komik durur ancak başka herhangi bir kitap gibi çizgi romana ve özellikle de mangaya para harcamak ve kitaplığımızın bir parçası olarak onları biriktirmek Türkiye için nispeten yeni bir süreç. Hele bir de benim gibi fiziksel kopya aşığıysanız ve dijitale para vermeye bu sebeple eliniz gitmiyorsa, istediğiniz serilere ulaşması daha da zor. Şu anda işlerin gidişatıyla ilgili tabi ki mutluyum, dolayısıyla eleştirirken amacım zaten gelişmeye çabalayan bir sektöre “Dur bir de ben vurayım,” şeklinde yaklaşmak değil. Sadece umuyorum ki, öncesinde çevirmenler ve editörler, sonrasında da genel olarak sektör işlerine daha kritik eden bir gözle bakmayı sürdürür ve zaten iyi olan kalite daha da yükselir vakit içinde. Okuduğunuz için yeniden teşekkür ederim, Gangsta’nın ilk cildini incelemek ve satın almak için bu linke gidebilirsiniz!

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s